Sosyal Medya

Terör Olaylarında Markaların Sosyal Medya Tutumları

Terörü Lanetliyoruz Sosyal Medya

Terör Olaylarında Markaların Sosyal Medya Tutumları

Son zamanlarda terör olaylarının Türkiye genelinde yaygınlaşması neticesinde sosyal medya yönetimi yapan ajansların en büyük sorunlarından birisi haline gelen medya paylaşımları çoğu zaman içinden çıkılamaz bir duruma gelmektedir. Artan terör olayları ve kayıplar neticesinde sosyal medya paylaşımları yapan ajansların neredeyse tamamı, yalnızca bir iki gün düzenli marka içeriği girebilmekte ve kalan günlerde çoğunlukla baş sağlığı ve yas gibi paylaşımlar yayınlamak zorunda kalmaktadır. Bu durum ise zaman zaman marka takipçileri tarafından farklı bakış açıları ile yorumlanmaktadır.

Sosyal Medya Takipçilerinin Konuya Bakışı

Sosyal medyanın bir tür duygu ve düşünce paylaşım alanı olduğu da göz önüne alındığında markaların sosyal medya hesaplarını takip eden kişilerin acı olaylar konusunda medya kanallarında doğal ve samimi içerikler görmek istedikleri söylenebilmektedir.

Ayrıca sosyal medya takipçilerinin bu samimiyeti yalnızca sosyal medya paylaşımlarında değil, PR çalışmaları ya da benzeri tanıtım kampanyalarında da görmeyi arzu ettikleri düşünülmektedir. Müşteri temsilcileri ile olan görüşmelerinde dahi doğal ve samimi bir dil arayışında olan takipçiler, bu nedenle markalardan daha gerçekçi ve açık sözlü sosyal medya paylaşımları beklentisi içerisine girmektedirler.

Bundan dolayı sosyal medya açısından bakıldığında ‘’Yaşayan marka’’ olmayı hedefleyen firmalar, halktan bir duruş sergileyebilmek amacıyla en çok da kriz anları ya da ortak duyguların dile getirilmesi gereken zamanlarda, medya gündemiyle birebir gidebilmek adına tüketicilerin duygularına tercüman olabilecek içerikler hazırlamaktadırlar. Ancak markaların bu tür çabalarının, takipçiler tarafından samimi bulunmadığı zamanlar da olabilmektedir. Özellikle bir gün öncesinde yas veya vefat mesajları yazıp ertesi gün eğlence ve sevinç içerikli paylaşımlar yapan ya da medya gündemine göre yapmak zorunda kalan markalar, takipçileri tarafından büyük eleştirilerin hedefi haline gelebilmektedir.

Bu nedenle markalar, hassas konulara dahil olmak, siyasi olaylarda duruş sergilemek, kınamak ya da başsağlığı dilemek konusunda çoğu defa sorun yaşamakta ve marka kimliğini ne şekilde oturabilecekleri konusuna uzun süre kafa yormak zorunda kalmaktadırlar.

Şubat 2017 tarihli Digital Age sayısında yazar Murat Toz tarafından okuyuculara sunulan ve Türk halkının kötü günlerde markalardan beklentilerini anlatan yazıda da detaylıca incelendiği üzere, son yıllarda yapılan araştırmalardan elde edilen bazı somut verilere göre kriz anlarında Türk halkı olaylara duygusal açıdan baktıkları için iletişimi durduran markaları daha saygılı firmalar olarak görmektedirler.

Acı Olaylarda Markaların Görevi Nedir?

Çeşitli kayıplarda markaların ne tür tutumlar almaları gerektiği konusu aslında biraz da ne tür bir takipçi ya da müşteri kitlesine sahip olduklarına bağlı olarak değişkenlik gösterebilmektedir. Son zamanlarda hızla yayılan terör olaylarında bugün birçok sosyal medya ajansı firma sahiplerine sessiz kalmalarını önererek bu sayede çok daha güvenilir bir tablo çizebileceklerini belirtmektedir.

Çünkü birçok ajansa göre başsağlığı veya acı sonuçları olan olaylarla ilgili paylaşımlar, görsel içeriği, yazılan metin ve hatta kullanılan dil yüzünden dahi farklı takipçi kitlelerinden olumsuz tepkiler alabilmektedir. Bu nedenle bu tür olaylarda mümkün olduğunca tepkisiz kalmak ve nötr bir medya planı izlemek daha akıllıca bir karar olabilmektedir.

Ancak bu aşamada göz ardı edilen bir nokta var ki o da takipçilerin aslında dürüst yaklaşımlarda bulunan markalara daha büyük saygı duyduğudur. Son zamanlarda pazarlama stratejileri üzerine yayınlanan bir araştırmanın sonuçlarına göre samimi şekilde duygularını belli eden ve yeri geldiğinde üzülen markalar, tüketiciler tarafından çok daha güvenilir olarak nitelendirilmektedir. Yine aynı araştırmanın sonuçlarına göre bu tür markaların müşterileri, firmaların aynı kendileri gibi üzüldüklerini gördüklerinde onlara daha yakın hissetmekte ve markalara karşı bir tür gönül bağı kurmaktadır.

Tüm bu araştırmalar neticesinde, müşterilerin markaların medya sayfalarında doğal ve samimi bir duruş sergilemelerini bekledikleri rahatlıkla söylenebilmektedir. Çünkü takipçilere göre markaları yöneten kişiler de aslında birer insandır ve toplumu ilgilendiren acı olaylarda bir şekilde duygu ve düşüncelerini insani bir şekilde dile getirmeleri gerekmektedir. Bu nedenle bu tabloya uygun hareket eden markalar, takipçilerinin akıllarında çok daha iyi yer edinebilmektedir.

Takipçilerin samimiyet dışında önem verdikleri bir başka konu da sosyal medya paylaşımlarının hızıdır. Buna göre acı olaylar yaşandığında hemen tepki vermeyen ve önce diğer markaların nasıl bir duruş sergileyeceğini gözlemleyerek bekleyen markalar, müşterileri tarafından çoğu zaman hoşnutsuzlukla karşılanmaktadır.

Tüm bu bilgiler ışığında, kriz zamanlarında markalar ile takipçileri arasındaki iletişimi en doğru şekilde yönetebilmek için öncelikle yaşanan gündemi iyi şekilde analiz etmek ve daha sonra da hem esnek hem de samimi ifadeler içeren bir iletişim yoluna gitmek gerekmektedir. Bu konuda markaların danışmanları ya da iletişim yöneticileri ise engin tecrübeleri sayesinde olabilecek en mantıklı kararları verebilmektedir.

Yorum Yap